15 Ağustos 2015 Cumartesi

DETERMİNİZM VE İSLAM ANLAYIŞINDAKİ YERİ



İnsanların kendilerine özel ayrı ayrı hayat tarzları vardır. Bir yanda sarf edilecek yeri bulunmayan zenginlikler, diğer yanda en zaruri ihtiyaçlar içinde dahi kıvrandıran fakirlikler. Bir yanda sağlık ve neşe, diğer yanda hastalık ve ıstırap. Bir yanda şan, şöhret ve şeref, diğer yanda hakaret, tahkir, tahakküm ve rezalet. Bir yanda hürriyet, diğer yanda esaret, kölelik...İşte bütün bu tezatların nüanslarından meydana gelmiş çok çeşitli yaşam tarzlarını ve yaşam kalitelerini insanlar sürdürüyorlar. 

Acaba bütün bu çeşitli yaşam koşulları rasgele midir..? Bunlara insanlar, tesadüfen, gelişigüzel, kendiliğinden mi sahip olmuşlardır..? Bu sorunun cevabı, temel olarak iki ayrı anlayışla ele alınmaktadır. Bu anlayışlar, "Fatalizm" ve "Determinizm"dir. 

Fatalist anlayışa göre; insanların yaşadığı ve yaşayacağı bütün olaylar, hiç kimse tarafından değiştirilemeyecek şekilde doğa üstü bir güç (Allah, Yaradan) tarafından tespit ve tanzim edilmiştir. Yani, "insan hiçbir hadiseyi değiştirmeye muktedir değildir." Çünkü insandan üstün bir irade, onu öyle yapmak istemiş ve öyle yapmıştır. Bütün sebep ve sonuçlar o iradede toplanmıştır. Dolayısıyla insanın, olan veya olmayan, olacak veya olmayacak hadiseler karşısında tam bir teslimiyetle boyun eğmekten başka çaresi yoktur. Ve bu konudaki bütün çabaları faydasızdır, boşunadır. Dolayısıyla insan, katı bir Kaderci anlayışla muhataptır... 

Fatalizm'e, Cebriyecilik ya da Yazgıcılık da denir. İnsanda ne irade, ne kudret ve ne de fiil yetisi vardır. Yapan ve Kadir olan, yalnız Allah'tır. Allah bakımından sorumluluk ortadan kalkmaktadır. Başka deyişle, ne yaparsa yapsın, yapılan işlerin hiçbirisi onun malı değildir. İnsanın irade ve seçme hakkı yoktur. İnsan pasiftir. O, yapan ve yaptığı işin sonucunu bekleyen değil, sadece, başına gelecek hadiselerle yetinen bir insandır. Kör Kaderci'dir... 

Determinizm'e göre ise; her hadise, maddi veya manevi birtakım sebeplerin zaruri sonucu olarak meydana gelir. Bir hareketten önce, onu zorunlu kılan, ona sebep olan başka hareketler vardır. Yani, her şey, bir fiil ve hareketin sebebi, başka bir fiil ve hareketin sonucudur. Bu yasaya, "Determinizm / Sebep-Sonuç Yasası" ve "Karma Yasası" da denir. 
Sebepsiz hiçbir sonuç yoktur. Her Sonuç, yepyeni bir Sebep olarak kendini bize sunar... 
 "Daima sebepler sonuçları, sonuçlar da sebepleri doğurmaktadır..." 

Deterministik anlayıştaki insan, aktiftir. O, hiçbir şeyin kendiliğinden meydana gelmeyeceğini, her şeyin, kendi oluşturduğu sebeplerle vuku bulduğunu bilir. Hadiseleri (sonuçları), kendi selametine uygun yollara sevk etmenin çarelerini araştırmak ihtiyacını duyar. Bu ihtiyaç, onu sürekli faaliyet içinde tutar ve bu durum da, onun gelişmesine, yükselmesine sebep olur. 

Öyleyse denebilir ki; hadiselerin meydana gelmesindeki şartları ve kozmik yasaları bilen, tatbik eden herkes, onların akışını değiştirebilir. İnsan, kullanmasını bilmek şartıyla, bu yasalardan istediği gibi yararlanarak, istediği hadiseyi meydana getirebilir. Demek ki, insanın, görgüsü , tecrübesi ve kudreti yani gelişimi oranında, iradesinin eşya üzerindeki etkinliği artar. 


Maddi ve manevi evrenimiz Deterministik yasalarla işler. Nedensellik (Kozalite) insanı oluşumlara katılımcı ve sorumlu kılar. İşte insan, skalatik bir şekilde, Fatalist anlayış ile Determinist anlayış arasında gider gelir. Bu da ona, en geri Kaderci anlayıştan, en ileri sebep-sonuç yasası'nın kozmik katılımcı ve sorumluk üslenici anlayışına kadar çeşitlilik sunar. 

İnsan, sadece karşılaştığı koşulları ve durumları (sonuçları) yaşarsa, onların, kendi oluşturduğu sebeplere bağlı olarak geldiğini kabul etmezse; işte sebebini kavrayamadığı bu sonuçlar, ona "kader" gibi gelir. Oysa ki; her sonuç, mutlaka bir sebebe dayalı olarak oluşur. Ve oluşan her sonuç, ilerideki bir sonucun da sebebini teşkil eder... 

"Yaşamınız, sebep, hazırlık, gelişme ve sonuç ilişkileri ile daima iç içe bir vaziyette giriftlik teşkil etmektedir. Neyin sebep, neyin sonuç olduğunu tam olarak hissedemeden kendinizi diğer bir hazırlığın içerisinde bulmaktasınız. Unutmayınız ki, karmaşa gibi görünen bu durum, asıl itibariyle sadece ihtiyaç tespitinden ve tespiti yapılanların yürürlüğe konmasından ibaret durumlardır." 

"Sebep'ler sonuca doğru ilerlerken, birçok sebep ile karşılaşırlar. Her sebebi, değişik, farklı sebepler etkiler. Bu etkileşim neticesinde, ilk sebeple alakası olmayan sonuçlar doğabilir. Onun için, önemli olan Sonuç..O sonuca gidene kadar takip edilen yol, alınan etkileşimler, o sebebin neyi hazırladığı… Sebepler ağını kontrol altında tutarak, en doğru sonuca bağlamak… Birbirine dolaştırmadan, her ipi doğru yere bağlayıp, doğru sonucu elde edebilmek… Zor fakat kolay… Sonuçları, kaçırmadan yakalayabilmek... Hiçbirini ziyan etmeden... Sizin için sebepten çok sonuç önemli…" 

Farkında olsak da olmasak da, Kaderimizi kendimiz, sebep-sonuç yasası içinde belirleriz. Her hareket, sebep-sonuç yasası kapsamında, genel tekamül süreci içinde, gereklidir. Hatta, bozucu, yıkıcı, ıstırap verici görünse bile. Bizim, olayları menfi ya da anlamsız diye nitelendirişimiz, sebep-sonuç yasası zincirini göremeyişimiz yüzündendir. 

Sebep sonuç ilişkisini kurabilen bir insan için kader, kendisinden başkası değildir. Sabah uyandığında midesinin şiddetle ağrımasının (sonuç) sebebini, akşam yediği çok ve kötü yemeğe (sebebe) bağlayabilen bir insan için o mide rahatsızlığı kader olarak düşünülemez. Ancak bu bağlantıyı yapamayacak durumda olan, gelişmemiş, şuursuz, farkındasız bir insan için bu mide rahatsızlığı sebepsiz gibi zannedilerek, Kötü Kader olarak algılanabilir. İşte buna benzer olarak, karşılaştığımız sonuçların sebeplerini ne kadar algılayamıyorsak, o kadar kaderci anlayışa yöneliriz. 

Hayatımız içerisinde karşılaştığımız sonuçların sebepleri hemen yakınımızda olmayabilir. Çok önceden oluşturmuş olduğumuz sebeplerin sonuçları, çok sonradan da karşımıza çıkabilir. Hatta bu sebepler, bir veya birkaç yaşam öncesine de ait olabilir. O zaman karşılaştığımız sonuçla, bu sebebin bağlantısını kurmamız imkansızdır. İşte bize Kader dedirtecek bir durum. 

Kader anlayışı; insanların, sebebini bulamadıkları sonuçlar karşısında çaresizce sığındıkları bir limandır. Bu çaresizlik hali, sebepsiz sonuçlar karşısında, durumu kontrol edememenin, hakim olamamanın haletidir. Sorumluluğu ve günahı boynundan sıyırıp atma güdüsüdür. Rahatlatıcı, rehaveti devam ettirici, pasifleştirici ve uyutucudur. 

Ancak insan, geçmiş yaşamlarındaki sebeplerin de bu yaşamında sonuçlar sunacağı bilgisine sahip olursa, bilir ki; bu sonucun yapımcısı yine kendisi. Ne ektiyse, onu biçmektedir. Buna "Karma" yasası da denir. Karma yasası; insan fiilleri ile ilgili sonuçlar yasasıdır. Karma sözcüğü; Sanskritçe'de "kri" fiilinden türemiş bir isimdir ve "iş / aksiyon / yapmak" anlamıma gelir. Sanskrit edebiyatında, "eylemden doğan zorunluluklar" manasında kullanılır. Karma yasası; insanın karşısına, daha önce işlediği fiillerinin sonucu olarak çıkar. Buna, "Etki-Tepki" ya da "Sebep-Sonuç" prensibi de denebilir... 

Böylece, şuursal olarak gelişen insan, karşılaştığı her koşulun kendi elinin oluşturduğu bir sebebe dayalı olduğunu bilir. Ona göre, kendi istek, irade ve fiilleri dışında kendisine herhangi koşul sunan bir irade ve güç yoktur. Her şey Yaradan'ın yasaları dahilindedir. Olsa olsa, yaratılmış olması (varlık olması) ve Yaradanın yasaları kapsamında olması onun için bir Kader olabilir. Ya, Yaradan'la bir olduğunu kavrarsa, o zaman neye Kader diyecek..? 
"Koşullandırılmış koşulları yeniden düzenlemenize imkân yoktur. Ancak, koşulların işleyiş sistemine uyum sağlamak suretiyle, gemleri ele alarak, sizi alakalandıran cihette ilerleyebilirsiniz…" 

"Bağımsızlık zannettiğiniz, bir bağımlılık içerisinde yaşamaktasınız..." 

Geçmişte oluşturmuş olduğumuz sebepleri ve onların bu gün karşımıza çıkan sonuçlarını değiştiremeyiz. Ancak bu günkü sonuçlara vereceğimiz tepkimizi kontrol ederek, geleceğimizi, bu günden itibaren kendimiz oluşturabiliriz. 

"Kendi kendinize acımak yerine, bundan sonra ne yapabilirim..? ahdi içerisine girmeniz icabetmektedir..." 

İnsan, bilmeden, gelecek hayatını kendi fiilleriyle, yani bağlı şuuruna has iradesiyle kendi hazırlar. Dolayısıyla her hayat, kendinden önceki hayatta gösterilen çabaların sonucu olduğu gibi, gelecek hayatı şekillendiren bir sebepler manzumesidir. Görülüyor ki, tekrardoğuş da, determinizm yasası üzerine kurulmuştur. İmkanlarımız da, Sorumluluklarımız da çok fazla. Eşref-i Mahluk olmak kolay mı..? 

İlk Çağlardan 20. yüzyıl başlarına kadar gelişerek ve derinleşerek gelmiş olan bilim düşüncesinde ve bilim teorisinde geçerli olan nedensellik anlayışı ya da nedensellik kavramının kavranılışı, ünlü bilim insanı Albert Einstein'ın popüler sözü "Tanrı zar atmaz" deyişinde ifadesini bulur. Her şeyin birbirine bağıntılılığı, her gelişmenin ya da sonucun bir önceki olayın ya da etkinin ürünü olduğu düşüncesi, geriye doğru gidildikçe sonsuz bir neden-sonuç ilişkisinin var olduğu düşüncesi bu bağlamda değerlendirilir. Bu düşünceye göre bilimin temel sorusu, Neden? sorusudur. 

Ayrıca, benzer nedenlerin benzer şartlarda aynı sonucu vereceği önermesi de nedensellik ilkesinin temel önermelerinden biridir. Francis Bacon, doğa bilimlerindeki gelişmelerle nedensellik ilkesinin açık bir şekilde bilimin temeli olarak kanıtlandığını öne sürmüştür. Özellikle fizik bilimi uzun yıllar nedensellik ilkesi altında tanımlanmış ve değerlendirilmiştir. Kuantum fiziğinin gelişiminden itibaren ise, bilimin bütün ilkelerinin yanı sıra en çok tartışılan ilkesi nedensellik ilkesi olmuştur. 

Nedensellik anlayışı da Determinizm çerçevesinde değerlendirilir. 

Biz de Albert Einstein gibi düşünüyor ve: “kâinatta mevcut değişmez prensipler, harika nizam ve intizamlar, hikmetli icraatlar, hikmetli sebepler örgüsü”nün şahadetiyle: "Tanrı zar atmaz" diyoruz, Rabbimize iman ediyoruz. 

Tabii ki, Determinizm penceresinden işi sebeplere havale edip küfre gidenler de vardır. Malum; koyun su içer süt yapar, arı su içer bal yapar, yılan su içer zehir kusar.

4 yorum:

  1. Çok bilgilendirici bir yazı...Determinizm üzerinde biraz daha araştırma yapacağım...Özellikle bu yazıyı okuduktan sonra bu konuya eğilmeye karar verdim.. Kaleminize sağlık..

    YanıtlaSil
  2. Bencede araştırılıp öğrenilmesi gereken bir konu. Kitap tavsiyesi olarak İbni sinanın metafizik 1-2 kitaplarını öneririm. Ayrıca kaos ve Quantum üzerine yazılmış yazılarda bu konu için alt yapı oluşturur.. Emin olun olayı anladıkça ve derine girdikçe çok keyif alacağınız bir konu.. İyi günler

    YanıtlaSil
  3. Ne kadar değerli bir başlık altında verilen bilgiler..,şifre gibi adeta,değerli bir şifre,zira en azından bildiğimiz,tek yaşam hakkımız olan bu evreyi akılcı olarak düzene sokma mecburiyetimiz var..Aklımızı devreye sokup, dönüp hayatımıza baktığımızda yaşadıklarımızı değerlendirip, arzulananlarla olanlar arasındaki tezatları tespit edersek, bundan sonraki yol haritamızı düzenleyebiliriz.Kadercilikten kendi çapımda uzak olduğumu sanmama rağmen,zaman zaman kendimi sınava soktuğumda maalesef bazen başeğmiş gibi düşündüğüm dahillerimin sonuçlarını gördüğümde hayıflandıklarım ve pişmanlıklarım olmuştur.En etkilendiğim iki cümleyi izninizle yazıyorum:''Unutmayınız ki karmaşa gibi görünen bu durum, asıl itibariyle sadece ihtiyaç tespitinden ve tespiti yapılanların yürürlüğe konmasından ibaret durumlardır." Ve:Biz de Albert Einstein gibi düşünüyor ve: “kâinatta mevcut değişmez prensipler, harika nizam ve intizamlar, hikmetli icraatlar, hikmetli sebepler örgüsü”nün şahadetiyle: "Tanrı zar atmaz" diyoruz, Rabbimize iman ediyoruz.Paylaşım çok yararlıydı.Gerçekten şimdiye kadar okuduğum her yazınızın bizlere katkıları yadsınamaz.Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim ece hanım. Dilimiz döndüğünce, kaynaklardan bulabildiğimiz kadar yazmaya çalışıyoruz.. Sizin gibi değerleri insanlara küçükte olsa faydam oluyorsa ne mutlu bana..

      Sil