5 Ağustos 2015 Çarşamba

Bir sahtekarın gözüyle ermeni meselesi.. Aram andonian

Aram Andonian (1875, İstanbul – 1952, Paris)

Yazar ve sahtekâr sıfatlarına sahip Aram Andonian, 1920 yılında Naim Bey’in Hatıraları, adında bir kitap yazmış, bunu üç dilde İngilizce, Fransızca ve Ermenice yayınlamıştır. Kitapta sözü edilen sözde “belgeleri” Osmanlı liderlerine, özellikle Tâlât Paşa’ya mâl etmiş, ama hiçbir zaman asıllarını gösteremediği bu belgeleri daha sonra da kaybettiğini belirtmiştir. 

1. Dünya Savaşı’nın galip devletleri, daha sonra kimisi Malta’da alıkonacak olan Osmanlı liderleri suçlayabilecekleri belgeleri köşe bucak ararken, Andonian’ın ürettiği bu “telgraflar”a hiç itibar etmemişlerdir. Aram Andonian sonunda, (26 Temmuz 1937 tarihli) Cenevre’ de (İsviçre) oturan bir Ermeni hanımefendiye (Mary Terziyan) yazdığı mektupta, kitabının bir tarih kitabı değil, bir propaganda çalışması olduğunu ve diğer kimselerin bu kitabı nasıl istiyorlarsa öyle kullandıklarını itiraf etmiştir. 

***

1. Dünya Savaşı’nda, Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa ile müttefiklerinin oluşturduğu ittifaka karşı, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan’ın bulunduğu cephede savaştı. O zamandan beri, Osmanlı, Ermeni azınlığa karşı bilinçli bir yok etme politikası uygulamakla suçlanmaktadır.

Savaş sırasında, bu tip suçlamalar, her zaman her ülkenin kullandığı, savaş propagandaları arasındadır. Ancak Osmanlı ve Türk mirasçıları söz konusu olduğunda, durum her zamankinden daha ciddi bir hal almaktadır. Türkiye’ye yapılan saldırılar bitmek bilmedi. Aksine, Osmanlı son zamanlarına kadar katliam yapmakla suçlandı ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bu kelime “soykırım” haline dönüştü. Buradaki amaç, 1. Dünya Savaşı’nın kargaşası içindeki Ermenileri kaderi ile Hitler’in toplu imha politikası uyguladığı Yahudilerin kaderi arasında bir paralellik kurmaktır.

Osmanlılar’a (ve daha sonra da Türkler’e) karşı yapılan suçlamaların temelinde, Aram Andoian’ın 1920 tarihli, ‘Naim Bey’in Hatıraları: Ermenilerin Sürülmesi ve Katledilmesi İle İlgili Resmi Türk Belgeleri (Fransızcası, “Documents Officiels concernant les mass acres armeniens”)’ adlı kitabı yatmaktadır. Kitap aynı anda Paris, Londra ve Boston’da İngilizce, Fransızca ve Ermenice olarak yayınlanmıştır. Bu zamandan beri, bu “belgeler” Ermenilerin, Osmanlı ve onun mirasçıları olan Türklere karşı yaptıkları suçlamaların belkemiğini oluşturmaktadır. 

Aram Andonian, İngilizler’in işgalinden sonra Halep’teki bir Türk yetkilisiyle bir araya geldiğini iddia etmektedir. Bu yetkili ona içinde ölüm emirlerinin bulunduğu kağıtlar vermiş. Bu resmi belgelerin Fransızca ve İngilizce baskılarından ciddi farklılıklar üzerinde fazla durmadan her iki baskı da okunduktan sonra bunların Naim Bey’in mi yoksa Aram Andonian’ın hatıraları mı olup olmadığı pek belli olmadığı söylenebilir. 


Bu belgelerin hiçbiri tam değildir. Bazılarında tarih, bazılarında seri numarası bazılarında da her ikisi de bulunmamaktadır. Yani yarısı bir şekilde eksiktir.

Andonian tarafından çoğaltılan kağıtların orijinalleri hiç görülmemiştir. Kitabında, 14 “belge”nin fotoğrafı bulunmaktadır. Orijinalleri sorulduğundan, kaybettiğini söylemiştir. Andonian tarafından üretilen bu belgelerin bugün hiçbiri yoktur. Büyük ihtimalle, sahtekârlıkları ortaya çıkmasın diye yok edilmişlerdir. Ancak, orijinalleri olmasa da sahtekârlıklarını ispatlamak mümkündür.

Yanlış Tarihler:

Sahtekârlığın en basit ve en su götürmez ispatı, Andonian’ın yanlış tarih bilgisi kullanmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse, Andonian eline Halep valisinin imzasını taşıyan henüz postaya verilmeden ve o da İstanbul’dayken ulaşıyor.

Tabii ki, sahtekârlıkları için Andonian, o sıralarda Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanılan Rumi takvimi kullanmıştır. Osmanlıların kullandıkları Rumi (Roma) takvimi, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye (Miladi 622 yılında) hicretini başlangıç kabul eden Hicri takvimin özel bir uyarlamasıdır. Ay yılı kullanıldığı için, Gregoryan takvimi, Rumi takvime çevirmek için 584 yıl çıkarmak gerekir. Örneğin, miladi 1987 yılı Rumi takvimde 1403 yılına karşılık gelir. Ama bir başka oyun daha vardır. 584 yıla ilaveten, on üç günlük fark da göz önünde tutulmalıdır. Dahası, Rumi takvim 1 Mart’ta başlar. Yani Rumi takvimin son iki ayı (Ocak ve Şubat), Hıristiyan (Miladi) takvimin ilk iki ayıdır.

Hıristiyan takvimine göre, Rumi takviminin son iki ayı için doğru tarih, 584 yıla bir yıl daha eklenerek bulunur. Örneğin, Rumi 1331 yılının 5 Ocak günü, Miladi 1916 yılının 18 Ocak gününe gelmektedir (1331+584+1 ve 13 gün).

Ancak bütün oyun bu değildir. Yukarıda da belirtildiği, Osmanlı’da yıl, her zaman 1 Mart’ta başlamıştır. Şubat 1917’de, bu dönüşümü kolaylaştırmak için, Rumi takvimi ile Gregoryan takvimi arasındaki 13 günlük fark kaldırılmıştır. Ama 584 yıllık fark devam etmiştir. Yani 16 Şubat 1332 (Şubat 1917) tarihi birden 1 Mart 1333 (Miladi 1 Mart 1917) olmuştur. Aynı zamanda, 1333 yılı (1917) sadece on ayda – 1 Mart’tan 31 Aralık’a geçilerek – bitirilmiştir. Yani 1 Ocak 1334, Miladi 1 Ocak 1918 olmuştur. (Not: Türkiye Cumhuriyeti, 1925 yılında Gregoryan takvimini kabul etmiş ve böylece Rumi 1341 yılı, Miladi 1925 yılı olmuştur.)

Bu takvim hesapları fazla teknik ve sıkıcı gelebilir. Ama Musa Dağı’nda Kırk Gün adlı kitap ve ilk olarak Franz Werfel’i kandıran Aram Andonian’ın sahtekârlıkları söz konusu olunca çok önemli hale gelmektedir. “Andonian kağıtları”nın tarihlenmesi (ve ardışık olarak numaralandırılması) ve de esas belgeler ele alındığında, unutmamalıyız ki, gelen ve giden evrakların numaraları her zaman 1 Mart’ta (Rumi 1333 = Miladi 1917) ve ardışık olarak (Rumi yılın son günü olan) 28 Şubat’a kadar devam eder. Daha sonra yeniden, 1 Mart’ta yeni yıla girilir.

Bu en önemli “belgeleri”nden en önemlisi dediği No.1’i üretirken, Aram Andonian çok ciddi bir hata yapmış. İşte “belgeler”inin en önemli bölümünün metni:

Belge No. 1:

Bismillahirrahmanirrahim.

Adana vekili Cemal Bey’e. 18 Şubat 1331 (2 Mart 1916).


(Not: Bu Andonian’ın orijinal Türk “belgesi”nde yer almaktadır. İngiliz ve Fransız belgelerindeki farklılıklar için aşağıya bakın)

“Türkiye’de, İttihat ve Terakki’nin siyasi hayatını engelleyebilecek tek güç, Ermenilerdir. Kahire’den alınan haberlere göre, Taşnaklar, Cemiyet’e karşı bir saldırı planlıyormuş.” Kısa bir geçişten sonra, Belge No.1’de şöyle bir sonuca varılmaktadır. Cemiyet, anavatanı bu lanetli ırkın amaçlarından korumaya ve Osmanlı tarihini karalayacak lekeyi kendi vatansever omuzlarına almaya karar vermiştir.

Geçmişte yaşayan acıları unutmayıp, geleceğe umutla bakmak için, Türkiye’de yaşayan bütün Ermenileri, yaşayan tek bir fert kalmayacak şekilde katletmeye karar vermiş ve hükümete bunun için geniş yetkiler vermiştir. Elbette hükümet, valilere bu gerekli katliam için, gerekli emirleri verecektir…” 


Bazı detaylardan sonra, “belge”, okunamayan bir imza ile bitmektedir. Tamamlayıcı olması açısından şunu da belirmemiz gerekmektedir ki, Andonian’ın koleksiyonun en önemli parçası olan bu mektup, kitabın orijinal Fransızca baskısında 18 Şubat 1331 (18 Şubat 1915) tarihi taşırken, İngilizce baskısında 8 Şubat 1331 (25 Mart 1915) tarihini taşımaktadır. Ancak, (sözde) orijinal Türkçe metin 18 Şubat 1331 tarihini taşımaktadır.

Şimdi bir hatırlayalım; takvimlerin çevrilme kuralına göre, 18 Şubat 1331, 2 Mart 1916 tarihine denk düşmektedir. (1916 artık yıl olduğu için, Şubat 29 çeker.) 

Ne Fransızca baskıdaki 18 Şubat 1915, ne de İngilizce baskıdaki 25 Mart 1915’e denk düşüyor. Bir başka deyişle, Aram Andonian, gerçek tarih üzerinde sahtekârlık yapmak istediyse, 1331 yerine 1330 yazmış. 2 Mart 1916’da yazılan bir mektubun, dokuz ay önce olan olaylarla ilgisinin olması biraz güç! Bunun bir kaza olduğu veya resmi belgede yapılan bir hata olduğu düşünülse de Andonian koleksiyonundaki 2 numaralı belgeye bakmakta yarar var. 

Koleksiyondaki 2 numaralı belge doğal olarak, 25 Mart 1332 tarihli olmalıdır ama üstündeki tarih, 25 Mart 1331’dir. Şurası çok açık ki, bu sahtekâr, Osmanlı takvimi hakkında çok az şey biliyor ve bu dönüştürme detaylarını pek önemsemiyor. Türk tarihçiler, Şinasi Orel ve Süreyya Yuca, Aram Andonian’ın sahtekârlıklarıyla alakalı olarak 1983 yılında bilimsel bir çalışma yayınladılar. Bu başarısız sahtekârlıklardaki binlerce detayı ortaya çıkardılar. Bunların arasında yanlış tarihler, sahte imzalar, gülünç hale getirilmiş, hiçbir Müslüman’ın yazmayacağı “besmeleler” vardır. 

Andonian tarafından uydurulan 18 Şubat 1331 (2 Mart 1916) tarihli bir mektup, bir Müslüman’ın hiç yazmayacağı bir şekilde “Besmele” ile başlamaktadır. Ama, sahtekâr Andonian, en büyük hatasını tarihte yapmış. Osmanlı Rumi takvimini çevirirken, Rumi takvim ile Gregoryan takvimi arasındaki 13 günlük farkı hiç hesaba katmamış. Mektubun üzerine koyduğu tarih tam bir sene ileride. 1330 (1915) yerine, 1331 (1916) yazmş. Mektubun içeriği, 1915’teki sürgünün uzun süreli bir planlamanın delili olarak gösterilmek istenmiş.


Şinasi Orel ve Süreyya Yuca, Ermenilerin Osmanlılar tarafından “katledildiğini” söyleyen Andonian’ın iddialarının maskesini düşürdüler. Düzmece “tarihi” belgeleri derlediler. Aslında bu düzmece belgeler, dünya kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan nadide bir çalışmanın tarihi belgeleridir. 

Sahte Andonian kağıtlarının sinsi bir bölümünde – özellikle çocukları n da dahil edilmesi için – “katliamın genişletilmesi”nden bahsediliyor. Bu bölüm, psikolojik bir dayanak noktasından çıkılarak zekice hazırlanmış. Bu tip bir “belge”de şöyle diyor: 

Belge No. 4:

İçişleri Bakanlığı’nın şifreli bir telgrafının çözülmüş kopyası. No. 502, 3 Eylül 1331 (16 Eylül 1915).

"Size yapmanızı emrettiğimiz operasyonun adı geçen halkın (Ermeniler) erkeklerinden başlanarak yapılmasını tavsiye ediyoruz ve kadın ve çocukları da dahil etmelisiniz. Bunun için güvenilir kişileri görevlendirin.

İçişleri Bakanı,

Tâlât 

Not:

Abdülhalad Nuri Bey’e. 5 Eylül. Jandarma komutanıyla görüştünüz mü?

Vali,

Mustafa Abdülhalik" 


Valinin imzasının çok açık (ve kötü) bir şekilde taklit edilmiş olması gerçeği bir yana, Andonian işi biraz savsaklamış ve telgrafın yazılmasında başka bir gaf daha yapmış. 3 Eylül veya 5 Eylül tarihinde, “Vali Mustafa Abdülhalik” Halep’te herhangi bir idari iş yapamaz. O zamanki Halep valisinin adı Bekir Sami Bey. Mustafa Abdülhalik, Eylül başlarında hâlâ İstanbul’da. Halep’te göreve 10 Ekim 1915’te başlamış. Aslında Osmanlı arşivlerinde, Halep Valisi Bekir Sami Bey’e çekilen 3 Eylül 1331 tarihli bir telgraf var. Seri numarası da Andonian’ın hayali numarası olan 502 değil, 78.

Resim
Andonian’ın bu “imzalı” belgeyi aldığında henüz görevine başlamamış olan Vali Mustafa Halik’in sahte imzası

Resim
Eski bir takvim yaprağı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki hayat şekli gibi çok kültürlü ve çok dilli: Üçkağıtçı Andonian’ın kendi tuzağına düşmesi hiç de şaşırtıcı değil…

Öyle gözüküyor ki, Franz Werfel Musa Dağı’nda Kırk Gün adlı kitabı yazarken, Andonian’ın kağıtlarındaki “Katliamı genişletme” bölümünden çok etkilenmiş. (Andonian’ın sahtekârlıklarına göre) artık öldürülen sadece erkekler değildir. Artık kadınlar ve çocuklar da öldürülecektir. Andonian “belgeleri” nin on iki tanesi bu konuyla ilgilidir. Beş tanesini Tâlât Paşa kendisi göndermiştir. Ama çok şükür ki, (tarih, imza, isimler, seri numaraları gibi) bazı kriterleri göz önüne aldığımızda bu telgrafların kötü bir sahtekârlık örneği olduğunu hemen anlıyoruz. 

Franz Werfel, önceleri Aram Andonian’ın sahtekârlıkları tarafından tamamen kandırılmış durumdadır. Ayrıca, ona “Türklerin işlediği cinayetler”le ilgili raporları veren Viyana’daki çevresinin anlattığı hikayelere de hiçbir şüphe duymadan inanmıştır.

Bu yüzden, İslam mistisizm veya Mevlevi tarikatına mensup dervişlerinin amaçlarıyla ilgili hiçbir şey bilmeden Mevleviler hakkında yargılarda bulunmuştur. 

Franz Werfel’in yorumları zaman zaman belli bir içgüdüyü dışarı vuracak niyetle yapılmıştır. Örneğin, Osmanlı Savunma Bakanı Enver Paşa’dan bahsederken, “Osmanlı İmparatorluğu’nun mağrur çapkını” tabirini kullanmıştır. Diğer bir örnek olarak da Mevlevi dervişlerinin ayinlerini anlatırken kullandığı kelimeler verilebilir. Werfel, “Aşk ifadesi akli ve ruhsal bir yerden değil, vücudun çarpık hale sokulmuş vahşi şeklinden ortaya çıkıyor” diyor, sanki Mevlevi dervişlerinin semâsının “vahşi çarpıklıklar”la bir ilgisi varmış gibi. 

Ama Franz Werfel’in kendine yüklediği abidevi görevin ışığında bunların hepsi küçük görülebilir. 

FRANZ WERFEL, SAHTEKÂRLAR TARAFINDAN KANDIRILDIĞINI BİLİYORDU 

Abraham Sou Sever, 1. Dünya Savaşı’ndan önce İzmir’de doğmuş olan bir Seferad Yahudisi’dir. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne göçmüş ve şimdi Kaliforniya’da yaşamaktadır. Abraham Sou Sever, Ermenilerin “soykırım” iddiaları ve kendi tecrübe ve bilgilerine dayanarak Ermenilerin propaganda metotlarıyla ilgili gerçeklerden bahsettiği yazılı bir İfade ve şehadetname kaleme almış. 

İfadesinin önemi Franz Werfel ile ilgili olmasından geliyor. Sever’in noter tasdikli ifadesi, Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili yazılı ve sözlü tarihi koleksiyonun bir parçası olarak Amerika Birleşik Devletleri’ndeki araştırma kuruluşlarına gönderilmiş. Burada Sever’in dedikleri Franz Werfel ve Musa Dağı’nda olanlarla ilgili:

"Musa Dağı, eğer gerçekse, Ermeni ikiyüzlülüğünün ve isyanının en büyük delilidir. Hepsi silahlı elli bin Ermeni, kuşatmaya karşı tedbir olarak bu dağın zirvesine çıkmış. Silahlı gruplar, dağın zirvesinden yaptıkları ani saldırılarla Osmanlı ordusunu arkadan vurmuş ve daha sonra da dağda kendilerini kaybettirmişlerdir. Sonunda Osmanlılar, Ermenilerin hazırladığı tahkimatı keşfedince, saldırıp hücuma geçememişlerdir. İttifak Devletleri’nin Yenilmesi ve Kuşatma kırk gün sürdü, bu da Ermenilerin Osmanlı’nın burnunun dibinde ne kadar iyi bir hazırlık yapmış olduğunun iyi bir göstergesidir. 

Ayrıca Ermeni asilerin, Ruslar tarafından beslendiğini, organize ve finanse edildiğini, silah ve mühimmat sağladığını göstermektedir. Ermeni kurtuluş örgütü, Taşnak’ın liderleri, Rusya’nın bağımsızlık ve yeni bir Ermenistan vaadleriyle kandırıldıklarını, para ve silahların Rusya’dan geldiğini, 1. Dünya Savaşı’na girmeden önce, kendi vatanlarını savunan Osmanlı ordularına sabotaj düzenlemek için Ermeni kurtuluş grupları tertip ettiklerini kabul etmişlerdir. Osmanlı orduları, dağın ön tarafını kuşatmış haldeyken, Musa Dağı’nın zirvesinde kırk gün kalan binlerce Ermeni, Akdeniz’ e açılan gizli bir çıkış vasıtasıyla kaçmışlardır. Ermeniler, Akdeniz’de devriye gezen Fransız ve İngiliz savaş gemileriyle meşaleler ile iletişim kurmuşlardır. 

Kurtulan bu binlerce Ermeni, Mısır’ın İskenderiye limanına götürülmek üzere İngiliz ve Fransız gemilerine bindirilmişlerdir. Ermeniler, işlerine öyle geldiği için, bu binlerce kişinin İngiliz ve Fransızlarca kurtarılmasını gizleyip, öldüklerine dair bir yalan uydurmuşlardır. Dağdaki Ermenilerden sadece küçük bir grup, sonunda Osmanlılar’a teslim olmuştur. Musa Dağı’nda Kırk Gün adlı kitabı yazan merhum dostum Franz Werfel, yazdığı şeyleri araştırmak için hiçbir zaman bu bölgeye gitmemiştir. Sadece, Viyana’daki Ermeni arkadaşlarının ona anlattıklarını kaleme almıştır.Ölmeden önce Werfel bana, Ermenilerin, onun üzerine yıktıkları birçok yalan ve yanlışların bulunduğu böyle bir kitap yazdığı için pişmanlık ve utanç duyduğunu söylemişti. Ama Taşnak teröristlerinin, onu öldürmesinden korktuğu için bunu kamuya açıklamamıştır."


Yazının tamamını okumak isteyenler, Eric Feigl'in "Ermeni Mitomanyası" adlı kitabını okuyabilirler... 

Kitap çok güzel ve ülkemiz açısından değeri pek fazla bilinmeyen bir yazardır.... Tavsiye ediyorum. 

3 yorum:

  1. Bu tür derin konularda her zaman sahtekar birileri çıkar ve insanlığı yanıltma yanılgısına düşer...Kitap öneriniz için ayrıca teşekkürler..

    YanıtlaSil
  2. Kitap gerçekten güzel.. İstedikleri kadar sahtekarlık yapsınlar. Gerçek ortada

    YanıtlaSil
  3. Yıllarca Osmanlı devletinin en sadık tebaa'sı olan Ermeniler İngilizlerin oyunları ile Osmanlı ya düşman edildi,tıpkı şimdi kürtlere yapıldığı gibi,bir de soykırım yalanı çıkardılar,malesef dünya üzerinde Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur.Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe biliniz ki, Türk milleti, Türk yurdu, Türk devleti, Türk töresi bozulmaz.

    YanıtlaSil